Soner’s Home

A Story From The Future: Terminator Salvation…

yorum ekle »

3522392701_594edf8938_bYıl 2018, Robotlar ve İnsanlar arasında inanılmaz bir mücadele var, robotlar insanları teker teker avlıyor ve bir kurtarıcıya ihtiyaç duyuluyor.  Bu kurtarıcı ise adamımız John Connor, sahte peygamber olarak tanıtılıyor ve insanlığı kurtaracak kişi de artık büyümüş ve karşımızda, peki daha sonra ne olacak…!

Filmi güzel bir sinemada izledim ve ses sistemi, perde, koltuklar kısacası teknik olarak her şey mükemmeldi. Film tarafında ise görsel efektler, renk seçimi, çekimler, çekim yapılan mekanlar, ses kalitesi, görüntü kalitesi, oyuncular, kullanılan teknoloji, diğer bütün detaylar harkuladeydi, bu olumlu yönleri öncelikle belirtmek istiyorum ki filme başka açılardan saldırıyım değil mi:)) Bu bahsettiğim hususlar dışında peki olumsuz olan ne derseniz, filmi anlatmadan önce hemen söyleyip sizi de meraklandırmayım: Problem sadece filmin eksik plot’u yani konusu. Neden mi, önce filmi anlatalım daha sonra da bu eksikliğin nedenini hep beraber ortaya çıkartalım.

3521341125_46bd6e0a28_oFilm bir hapisane sahnesiyle başlıyor, 2 kişinin ölümüne neden olmuş ve idama mahkum edilen Marcus Wright isimli bir mahkum, filmde tam anlamıyla Marcus’un nerden geldiği ve kim olduğu bilinmiyor, Kanser hastası olan Dr. Serena Kogan, Marcus Wright’i deneysel bir projeye bedenini bağışlaması için ikna ediyor ve Marcus’da bunu kabul ediyor ve juri önünde iğneyle öldürülüyor. Film’in giriş sahnesi, görüntü, işlenen konu, trajedi çok güzel yansıtılmış ve film açısından başarılı bir giriş olmuş; fakat eksik olan konu; Terminatör Filmlerinin tamamını izlememe rağmen, ben bu karakterlerin nerden çıktığını ve hikayelerini hatırlayamadım, en azından bir hatırlatma sahnesi koyabilirlerdi. Neyse Marcus Wright iğneyle öldürüldükten sonra sahneye  John Conner çıkıyor ve Skynet’in bir merkezine baskın yapan komutan olarak karşımızda, ekibiyle Skynet’in komuta merkezlerinden bir tanesine saldırıyorlar ve inanılmaz görüntüler ve aksiyon ortaya çıkıyor. Amaç Skynet’in sistemine girmek ve bilgileri alıp çıkmak, John nükleer santrallerin bacasına benzeyen bir yerden iple aşağıya iniyor ve Skynet hücrelerine ulaşıyorlar. Burda çeşitli deneyler yapıldığını ve köleleştirilmiş insanlar görüyorlar. Bir anda sesler gürültüler oluyor, sistemden bilgileri kopyalıyorlar ve dışarıya çıkacaklar; fakat yukardaki bütün askerler robotlar tarafından öldürülmüş:) Çeşitli aksiyonlar yaşandıktan sonra John yukarıya çıkıyor ve bir bakıyor herkes ölmüş, bacakları kopmuş bir robot John’a saldırıyor biraz aksiyon sahnesi ve John robotu alt ediyor ve aksiyon sahnesi orda bitiyor. Sadece John kalmış ve herkes ölmüş ama anlamadığım şey robotlar giderken John önemli bir kişiydi bekleyip onu da öldürebilirlerdi:) bu da ayrı bir şamata:)

Yukardaki sahne bittikten sonra John merkezi arıyor ve herkesin öldüğünü söyleyerek yardım istiyor, bunu gelip bir helikopter alıyor ve direnişcilerin komuta merkezi olan deniz altıya götürüyorlar, tabi John Connor burda helikopterden okyanusa atlayarak deniz altıyı buluyor bu da ayrı komedi:)) üstün yetenekli bir insan. Komuta merkezinde John’a yetki veriyorlar ve Skynet’in komuta merkezinden aldıkları ve robotları etkisiz hale getireceği düşünülen sinyalleri başka yerlerde denemesi için John’dan yardım istiyorlar. John da kabul ediyor ve sinyali denemek için sahaya çıkıyor. Yalnız bu sinyal işi ilerde komediye koparacak, onlar da nerde bu sinyali vereceğini; nerde vermeyeceklerini karıştırmışlar ya da unutmuşlar:)))

John Connor baskın yaptıkları Skynet merkezinden ayrıldıktan sonra ortamda süper bir yağmur var ve bir anda ortaya çıplak vucudunu çamur sarmış bir adam çıkıyor ve ellerini gökyüzüne kaldırarak haykırıyor ve ortaya adamımız Marcus Wright çıkıyor. Yağmurda aklanıyor paklanıyor ve bir direnişçi komutanın paltosunu giyiyor ve ortamlara akıyor:) burda biraz matrix ve diğer filmlerden sanki bir kaçamak yapılmış gibi hissettim. Neyse bizim Marcus direnişçilerle kanki oluyor savaşlar yapıyor kendini kabullendiriyor ve John Connor’a yakın olan direnişçilerle kanki oluyor ve bunlardan bir tanesi de Kyle Reese bu şahsın da kim olduğu tam olarak belli değil, Skynet’in hedefindeki ilk 2 numaradan bir tanesi; malum diğeri de John Connor. Bizim Marcus Kyle ile kanka oluyor ama bir çatışmada robotlar baskın yapıyor ve Kyle’yi toplama kampına götürüyorlar bizim Marcus’da yalnız kalmış çölde yürüken çatışmada düşmüş bir bayan pilotu ağaçta asılı kalmaktan kurtarıyor ve kalbini kazanıyor ve bu pilot da John Connor’ın kışlasından olduğu için kızcaz hemen Marcus’u alıyor ve John’un bulunduğu kışlaya doğru hareket ediyorlar, tabi Marcus’un canına minnet, tam kışlaya girecekler fakat bir sorun var; mayınlı araziden geçmek zorundalar. Bu mayınların numarası ise metale yapışıyorlar, ve Marcus taryala adım atıyor ve esas kızımızı takip ederken bir anda mayın yapışıyor patlıyor, hayaller falan derken bir anda marcus ameliyat masasında sonrasında ise zincirlere asılı ve karşısında John Conner, burda karşılaşıyorlar.

PrintJohn kendisini öldürtmek için Skynet tarafından gönderilen kişinin Marcus olabileceğini düşünüyor; çünkü kalbi ve beyni hariç her yeri metal üzeri deri sıvama:) ve Marcus’la konuşma yapıyor. Neden geldiğini soruyor ve Marcus o kadar insancıl konuşuyor ki John bile onun robot olup olmadığı konusunda şüpheye düşüyor ve her şeye rağmen onu imha etmesi için adamlarına emir veriyor ve odasına çekilip annesinin kendisi için doldurduğu kasedi dinliyor(ninni değil tabi) annesi zor durumda kaldığında kalbinin sesini dinlemesini söylüyor:) Sonra bir anda bizim düşen pilot esas kızımız Marcus’u kaçırıyor ve John’un adamları da Marcus’un peşine düşüyor ve onu öldürmeye çalışıyorlar, Marcus kaçıyor, John kovalıyor en son John’un helikopteri nehre düşüyor ve Skynet robotları John’a saldırıyor ve Marcus bir anda ortaya çıkıp John’u kurtarıyor ve burda kanki oluyorlar ve John kalbinin sesini dinliyor ve Kyle Reese’i kurtarması için Marcus’un Skynet’e gitmesini ve  giriş yapması için kendisine yardım etmesini istiyor. Marcus’da kabul ediyor ve evin yolunu tutuyor:) ve Skynet Marcus’u tanıyor, Marcus en tepeye çıkıyor, kendini yeniliyor, tarihte neler olmuş ona bakıyor, kendini tanıyor ve anlıyor, kim kendini bu duruma getirmiş merak ediyor; çünkü hiçbir şey hatırlamıyor, neyse John’da içeri giriyor, Marcus üst katta Skynet ile muhabbet ederken; John’da aşağıda köleleri kurtarıyor ve Kyle’yi arıyor…

Skynet, Marcus’u bilerek yaptıklarını, direnişçilerin içine onu kullanarak sızmak istediklerini; çünkü geçmişte onların arasına sızamadıklarını ve bu yüzden hep başarısız olduklarını söylüyor ve sen bunu başardın ve buna hizmet ettin diyor ama Marcus ikna olmuyor, kalbinin sesini dinliyor ve bi anda Skynet’e karşı gelerek kafasındaki çipi çıkarıyor ve John Connor’ı kurtarmak için aşağıya koşuyor. Tabi bu arada Arnold kılığına girmiş bir robot John’a saldırıyor ve John’da onla kavga ediyor, yalnız işte filmin çaktığı nokta burda, John’da frekans bozucu bi cihaz vardı ve daha önce bir Skynet uçağını düşürmüşlerdi yani test ettiler ve başarılı oldular; fakat bu robotla karşılaştığında nedense John’un aklına hiç cihazı çalıştırmak gelmiyor; tabiki kıçını kurtarmak için strese giriyor ve teknolojiyi unutuyor:) Neyse robotla baş edemiyor robot bunu tam öldürecek, ortaya Marcus çıkıyor ve o da kavga ediyor, sonra John kaçıyor, robot yani T800 ben buna Yeni T800 demek istiyorum:)) Marcus’un kalbine bakıyor ve en zayıf yeri diye Bruce Lee tarzı çakıyor yumruğu ve bizim Marcus Kalp krizi geçirmiş:) sonra robot koşturuyor John’u yakalıyor ve tam John’u öldürecek John bi anda kurtuluyor ve iki elektrik kablosunu kapıp Marcus’a veriyor elektiriği ve kalbini çalıştırıyor, sonra Marcus robotla döğüşürken, robot bi anda John’un kalbine demiri saplıyor, Marcus’ta robotu öldürüyor, neyse bunlar robotların nükleer kaynaklarına elektirik bağlıyorlar ve helikopterle kaçarken basıyorlar düğmeye ve Skynet merkezi havaya uçuyor, tabi John Connor kalbinden yaralanmış, hastaneye götürüyorlar ama tam sahra hastanesi, John’un kalbi iflas ve bizim esas oğlan Marcus kalbini John’a feda ediyor ve ameliyat sahnesi John yeni kalbini güle güle kullanıyor:))) ve geleceğe yani yeni filme göz kırpan bir sonla film bitiyor, nasıl mı şöyle: Skynet şimdilik durduruldu ama aktif olan ve kendini yenileyen hücreleri var, bu da yeni film demek:)))

Filmin özeti yukardaki gibi. Aksiyon sahneleri ve sesler, efektler harika ama mantık ararsanız biraz sınıfta kalmış film. Terminator 3 daha berbattı, orda hiçbir şey belli değil di, bu filmde biraz daha mantıklı gidişat var; fakat derinlemesine kafa yorarsanız çok saçmalık olduğunu anlayacaksınız. Daha mantıklı bir kurgu kurabilirlerdi, bence Cnbc-e’de yayınlanan The Sarah Connor Chronicles sinama filminden çok çok daha başarılı bir anlatıma sahip. Harika bir konusu ve tarihi olan kült filmi, Popcorn kitlesinin cebinden parasını almak için çok çabuk kaleme almışlar ve sonuçta da saçmalamışlar diye düşünüyorum. Gerçek hayatta, gelecekte robotların insanlarla savaşı kaçınılmaz olacağına inanlardanım. Robotlar orduların piyade ve hava unsurlarında yer alacak ve omuz omuza insanlarla savaşacak ve ilerde çok daha ileri düzeyde programlandıklarında artık kendi başlarına hareket edecekler ve insanları öldürmeye başlayacaklar, tabiki yazılım ve robot mantığıyla oldürmede kasıt olmayacak:) Robotlar zaten insanların hayatını şu an kolaylaştırıyor ve insanları trafikte öldürmeye başladılar: örnek olarak otomobil ve uçaklarda robotların bir parçasıdır. Bu açıdan bakarsak film gelecekte olacakları anlatıyor ama çok eksik anlatıyor ve finansal kaygılardan kendi kalitesine gölge düşürüyor. Konu güzel, senaryo var, tarih var, karakterler çok iyi, dünyada herkes artık terminator ne demek biliyor, bu kadar olumlu bir alt yapıyı kullanarak çok daha güzel bir film yapılabilirdi.

Film Hakkında söyleyecek son sözüm izleyin ama lütfen çok fazla bir şey beklemeyin, tadı damağınızda kalacak ve sizi tekrar izleyin diye zorlayacak aksiyon sahneleri ve teknolojik altyapıya sahip olmasına rağmen; konu bütünlüğü açısından sınıfta kalmış diyebilirim. Bundan dolayı da imdb.com’da kullanıcılar tarafından 10 üzerinden 7 puan almış diyebiliriz. Her şeye rağmen izlemeye değer bir film. İyi Seyirler…

Written by msonerg

Haziran 13, 2009 at 7:37 pm

Stop Motion Animasyon ve Yaratıcılığın Dünyası:)

yorum ekle »

Merhaba yeni bir yazıyla birlikteyiz bu yazımda sizlere yaratıcılığın sınırlarını zorlayan bir dünyadan bahsedeceğim. Konuya ilgili olanlar belki bu konuda bilgi sahibi olabilir; fakat hiç bilmeyenler mutlaka bu yazıyı okumalı ve linklere tıklayarak video’ları izlemeliler:)

Peki konumuza başlayalım, konumuz Stop Motion Animasyon, uzatmadan hemen açıklayalım ve daha sonra ayrıntılarını ele alalım isterseniz. Stop Motion Animasyon(SMA) kısaca anlatmak gerekirse; arka arkaya çekilmiş yüzlerce fotoğrafın çeşitli video programlarıyla arka arkaya yerleştirilmesi ve tamamlandığında ortaya birbirini takip eden, anlamlı video görüntülerinin oluşturulduğu tekniktir.

Yukardaki, yani  fotoğrafçılık SMA tekniğini açıklamak gerekirse, saçlarını yıkamış bir bayanın, saçlarını kurutana ve şekillendirene kadar geçen süre boyunca,bayanın yüzlerce ya da binlerce fotoğrafını çektikten sonra, bu fotoğrafları video programında düzenledikten sonra, üzerine birde müzik montajlayıp güzel görüntüleri ortaya çıkarmak olarak net bir şekilde özetleyebiliriz. Aşağıdaki linke tıklayarak bu örneğe ait SMA tekniğini içeren video’yu görebilirsiniz.
http://vimeo.com/2470086

Yukarda SMA tekniğinde, yüzlerce arka arkaya çekilen fotoğraflar düzenlenerek oluşturulmuş videoyu incelediniz. Bu paragrafta çizgi filmlerde olduğu gibi, çizim ve 3d animasyonların kullanıldığı stop motion videolardan ve bunların tekniğinden bahsedeceğiz. Bu teknikte de yine 3 boyutlu programlarda oluşturulan animasyonlar ve çizim olarak ortaya çıkan resimler, video programlarındaki framelere arka arkaya yerleştirilerek oluşturulmaktadır. Görüntüler yerleştirildiğinde ortaya harika videolar ve klipler çıkmaktadır. Örnek olarak yukardaki yani sayfa başındaki videoyu aşağıdaki linke tıklayarak izleyebilirsiniz.
http://www.vimeo.com/877053

Üçüncü teknik ise çekilen resimlerin yani fotoğraf makinesiyle çekilen resimlerin; dijital ortamda oluşturulmuş 3 boyutlu ya da 2 boyutlu görüntülerle harmanlanması ve ortaya gerçek görüntüleri aratmayan harika kliplerin ortaya çıkması, bu örneğe uygun klibi ise aşağıdaki linke tıklayarak ulaşabilirsiniz.
http://vimeo.com/2416897

Sonuç olarak SMA’nun ne olduğunu kısa ve özetle öğrendiniz, daha detaylı bilgi almak için arama motorlarından ve aşağıdaki linklere göz atarak öğrenebilirsiniz. Smashing Magazine dergisinin bu konuda çok güzel bir sayfası var, bu sayfaya bu linke tıklayarak ulaşabilirsiniz ve diğer video örneklerini görebilirsiniz :

http://www.smashingmagazine.com/2008/12/31/50-incredible-stop-motion-videos/

Written by msonerg

Ocak 4, 2009 at 10:30 am

A.R.O.G Bir Komedi Sinema Kazası Mı?

bir yorum

Merhaba Yukardaki Video’yu gördüğünüz zaman konunun A.R.O.G ve Cem Yılmaz olduğunu anlamışsınızdır. Başlıktan da anlaşılacağı üzere, bu makalede A.R.O.G ve Cem Yılmaz üzerine sinema eleştirisi yapacağım. Bu eleştirinin boyutu tamamen objektif olacak ve A.R.O.G nasıl bir film onu irdeleyeceğiz. Nasıl bir film derken, komedi filmi mi, tarih filmi mi, yoksa insanları güldürürken düşündüren bir film mi, bu konular etrafında filmi eleştireceğiz.

arog_cem_yilmaz2_2Öncelikle filme nasıl gitme kararı aldım onu sizinle paylaşmak istiyorum. İş yerinden arkadaşlar bu filme bilet almışlardı ve ellerinde 1 adet fazla bilet kalınca bana bu bileti kakaladılar ve bende bu filme bu vesileyle gittim:)) ve baştan da söylüyorum bu filmi izlediğim için asla pişman değilim. Pişman olmamanın nedeni tabiki süper bir film olduğu için değil; fakat başta söylemek istiyorum görülmesi gereken bir film olduğu için pişman olmadım.

Bu filme asla kötü bir film diyemeyiz, Cem Yılmaz olduğu için her zaman bir eğlence mutlaka oluyor; fakat bu filmin problemi ne derseniz, size sadece vereceğim cevap: Bu Film Bir Sinema Kazası:) Neden sinema kazası diye sorarsanız şöyle açıklayacağım: A.R.O.G’u izleyen insanlarla konuştuğunuzda şu cevabı alıyorsunuz: kafamız karmakarışık oldu ve bi an düşündük, acaba bu film yetişkinlere mi hitap ediyor; yoksa çocuklara mı? Bu filmin hedef kitlesi çocuklar ise, açık sahneler olduğu için bence hiç de çocuklara yönelik bir film değil! Diğer bir yandan büyükleri de çok sıkıyor ve gerçekten sıkıcı sahneler var. İşte bu filmin hatası da burda ortaya çıkıyor. Kime hitap edileceği tam olarak hesaplanmamış ya da şöyle diyebiliriz: gişe kaygısı yüzünden izleyici kitlesi geniş tutulmuş ve 7′den 70′e herkese hitap edilmeye çalışılmış ve işte durum böyle olunca da sinema kazası kaçınılmaz olmuş.

Film’in en büyük hatası, esprilerin tarih kronolojisinin arkasına saklanarak yapılması. Yani gora-2-arog-4izleyiciye hem tarih dersi verilmeye çalışılıyor; hemde bu tarih derslerinin arkasında espri yapılıyor. Bu tarih kronolojisini bilen büyük izleyici tabiki durumdan çok sıkılıyor. Ben açıkçası bu durumdan çok sıkıldım; çünkü bütün sahnelerde nerdeyse tarih anlatılıyor ama ana okulundaki çocuk bile bu tarih dersinden hiçbir şey anlamaz. Ayrıca zamanda yolculuk ve jurasik park gibi birçok film’den de alıntı olduğu için ortaya resmen karma karışık bir durum çıkıyor.

Filmde konu bütünlüğü olmadığı için izleyici filmden kopuyor ve sadece espri bekliyor. İzleyicinin beklentilerini karşılayan esprilerde gelmeyince tam anlamıyla çekilmez bir film ortaya çıkıyor. Tabiki komedi filmi çekmek çok zor; çünkü hem komedi filmi yapacaksınız izleyiciyi güldürmek için; hem de belirli bir konunuz olacak, işte bingo Cem Yılmaz’ın en büyük sıkıntısı da bu olmuş:) Yani komedi filmi çekme zorluğunda onlar da boğulmuş gitmiş, sorun bu.

recep2Bu filmle yarışacak ve karşılaştırılacak film olarak Recep İvediği örnek olarak verebiliriz. Recep İvedik komedi-konu karmaşasını çok güzel aşmış bir film. Hem konu bakımından insanı sıkmıyor; hemde komedi sahneleri harika. Aslında GORA konu-komedi bütünlüğü açısından, A.R.O.G’dan çok daha iyi bir seviyedeydi; fakat A.R.O.G’da bu bütünlükten biraz uzaklaşmış durumda.

Herkesin taktığı ve üzerinde yorum yaptığı futbol sahnesi için de tam bir sinema faciası diyebiliriz. Neden demeyin; çünkü sizde biliyorsunuz ki çok uzun bir sahne:) İnsan kendini halı sahada maç izler gibi hissediyor ve artık yeter bitsin de şu işgence kurtulalım diyor. Ayrıca bu sahnede Rıdvan’ın çıkıp espri yapması da Cem Yılmaz’ın kariyeri için hiç de hoş bir durum değil. Yani Cem Yılmaz’dan daha çok konuşulan bir durum olması çok düşündürücü:)

Film nasıl bitiyor derseniz inanın hiç hatırlamıyorum bile diyebilirim; çünkü hiç etkileyici bir son yok ve tam anlamıyla ne olduğunu anlamıyorsunuz. Tabiki bunun nedeni de 3. filmin çekilmek istenmesi:) arog-6

Film görsel açıdan çok etkileyici ve animasyon efektleri çok güzel kullanılş, filmin teknik sorunu görsel açıdan yok; fakat sinema tarihi ve teknikleri açısından biraz sorunlu bir film olarak değerlendirebiliriz. Benim fikrim Cem Yılmaz’ın çok iyi bir şekilde Sinema tarihini hem teknik; hem de konu açısından okuması ve takip etmesi, ondan sonra 3. filmin çekimine odaklanması. Belki bu şekilde 3. filmle G.O.R.A’yı batmaktan çıkarabilir.

Sonuç olarak bu filmde Cem Yılmaz bir öğretmen rolünde ve bende hiçbir şey bilmeyen 6 yaşında bir öğrenci olarak kendimi nitelendiriyorum. O bana durmadan bir şeyler anlatıyor belgesel tadında ve beni güldürmeye çalışıyor. Neden derseniz sinema salonunda uyumayayım diye:)))

A.R.O.G’u şu şekilde özetlemek gerekirse : İzlenmesi gereken bir film; fakat çok şey beklememek gerekiyor. Belgesel ve Komedi Tadında bir Tarihi Hata Komedyası diye nitelendirebiliriz.

Written by msonerg

Aralık 14, 2008 at 2:15 pm

Cinema Critism, Sinema Eleştirisi kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , , ,

Download Managers : Download Programları

yorum ekle »

Herkese merhabalar:) Uzun süren bir aradan sonra yine sizinle birlikteyim ve bu yazımda size download manager’lardan bahsedeceğim. Bu programları kısaca program yükleme aracıları olarak  türkçe adlandırabiliriz.

Genel olarak bütün programlar birbirine benzediği için, bu yazıda size Free Download Manager‘dan bahsedeceğim. Bu linke : Free Download Manager tıklayarak siteye gidebilir ve programı indirebilirsiniz. Program tamamen ücretsizdir ve içinde herhangi bir ajan tarzı istatistik tutan program yoktur. Programı siteden indirdikten sonra bilgisayarınıza güvenle kurabilirsiniz.

Programı bilgisayarınıza kurduğunuzu farzederek tanıtmaya başlıyorum. Programın en önemli özelliği Torrent sitelerinin linklerini direk indirme özelliğidir. Bittorent gibi sitelere girdiğiniz zaman, verilen program indirme linkine tıkladığınız anda FDM devereye giriyor ve programı indiriyor. Ayrıca diğer sitelerde bulunan programları da download linkine tıkladığınız zaman otomatik olarak indirme listesine alıyor ve programı kesintisiz indiriyor.

FDM’nin diğer bir önemli özelliği de; ara verilen ya da durdurulan programın, daha sonraki bir zamanda tekrar indirmeye başlama desteği vermesi. Herhangi bir nedenle kesilen indirmenizi daha sonraki zamanlarda istediğiniz zaman tekrar başlatabiliyorsunuz. Ayrıca FDM’nin başka etkileyici özellikleri de var, bunlar : Dosyalarınızı Upload etmenize yardımcı oluyor, Flash indirme desteği, Portable özelliği, Uzaktan kontrol özelliği, Html spider, Download Hızlandırma, Eşzamanlı indirme gibi daha birçok özelliği size sunuyor.

Böylece size bir programı daha detaylarına inmeden  kısaca tanıtmak istedim. Detayları kendinizin incelemesini istediğim için de resimli olarak anlatmadım. Kendiniz programı kurcalayarak öğrenirseniz sizin için daha etkili olacağını düşünüyorum. Bir başka yazıda görüşmek dileğiyle.

Written by msonerg

Ağustos 21, 2008 at 7:24 pm

Programlar, Teknoloji, Yazılım kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , ,

the pirate bay : korsanın yüzen gemisi:)

bir yorum

Korsan diyince Türkiye’de her insanın yüzü gülüyor; çünkü artık ne mp3 ne de başka sitelere para ödemiyorsunuz. Film indiriyor ve bedavaya izliyorsunuz. Ne demiş ünlü düşünür Mr Karayip : bedava kadar tatlı bir şey yoktur; ya da her şeyin bedavası insanı daha mutlu eder:) Bu yüzden de korsanlık her zaman revaçta olmuştur. Şimdi yazımıza geçelim ve konumuzu işleyelim.

Korsan diyince aklınıza ya Karayip Korsanları ya da denizlerde, büyük okyanuslarda yük gemilerini yağmalayan ve tek gözü sarılı insanlar geldiğine eminim. Tabiki bu tarz bir düşüncenin gelmesi de gayet normaldir; çünkü başka türlü nasıl bir korsan olabilirdi ki? Ama hiç de öyle değil, internet her alanda bir devrim yaşattığı gibi korsanlık alanında da çok büyük devrimlere imza attı.

Geniş bant internet ve Adsl kavramları ortalığı kasıp kavurunca, yavaş yavaş yazılımlar korsan olarak internete düşmeye başladı ve kaçak download yani internetten indirmede bir patlama yaşandı. İnsanlar Kazaa diye bir programla tanıştı ve bu program sayesinde kullanıcılar birbirleriyle yazılım ve diğer programları paylaşmaya başladılar ve daha da geliştirilen bu program sayesinde müzik, film ve resimleri birbirleriyle paylaşmaya başladılar.

Daha sonra bu program yavaş yavaş müzik ve film sektörünün dikkatini çekti ve ne kadar tehlikeli bir gidişat olduğunu fark eden bu sektör, çeşitli davalar açarak bu programın kapanmasına neden oldular ve kazaa kapatıldı. Film ve müzik sektörü bir ara rahat nefes aldı; çünkü artık korsanı engellemişlerdi; fakat yavaş yavaş farklı ülkelerde alternatif programlar çıktı ve bu programlar kazaa’yı bile aratır hale geldi.

Öldürücü darbeyi vuran ve korsanı popüler hale getiren şey, internetin hızlanması oldu. İnternet çok aşırı bir şekilde hızlandırıldı ve kimsenin aklına gelmeyen bir şey yaşandı. Eğer internet bağlantı hızınız 100 MBPS olursa, yaklaşık 5dk lık bir sürede, bir DVD filmi bilgisayarınıza çok rahat bir şekilde indirebiliyorsunuz. Ve durum böyle olunca, yani internet bir okyanus olunca, bu okyanusta korsan gemileri turlamaya başladılar.

Bu internet okyanusuna indirilen en acımasız gemi ise The Pirate Bay oldu. Bütün sektöre öldürücü darbeler vurdu ve ne isterseniz bu sitede arama yaparak bulma şansınız olduğunu bize öğretti. Yani yüzdüğü okyanusta ne varsa topluyor, gemiye yüklüyor ve korsan kardeşlerine bu yükü paylaştırıyor:) Siteyi kapatmak için çok davalar açıldı ve bir ara kapatıldı; fakat özel hayat ve diğer yasalar sayesinde çalışmasını sürdürdü ve çok büyük bir mücadeleyi kazandı.

Şimdi site açık ve istediğiniz müziği sitenin arama bölümüne yazarak aratabiliyorsunuz. Bulduğunuz linklere tıkladıktan sonra, açılan sayfada download torrent linkine tıklıyorsunuz ve daha sonra bilgisayarınızda torent destekli download programı varsa, bilgisayarınıza programları yüklüyorsunuz.

Bu site türk mahkemeleri tarafından da erişim kısıtlamasına uğramış bir sitedir ve eğer dns değişikliği yapmadıysanız kırmızı bir uyarı yazısı görürsünüz. Dns’inizi değiştirin ve siteye girmeye çalışın. Prensip olarak korsana tamamen karşıyım ve hayatımda korsan program indirmedim dersem:))) sizde indirmeyin.
Gidin mağazalardan satın alın, örneğin internette bedava olan bir DVD mağazalarda 30 ytl. Ayrıca, örneğin lost filminin seti 100 ytl raflarda; fakat the pirate bay’de 0 ytl. Ama bence mağazadan alın siz:)))

Written by msonerg

Ağustos 20, 2008 at 7:48 pm

Interfacelift Wallpaper Hazinesi…

yorum ekle »

Merhaba bir yazıda yine birlikteyiz:) Bu makalede size widescreen ve çeşitli büyüklerde resimleri indirebileceğiz interfacelift adlı siteden bahsedeceğim.

interfacelift1Bu linke : www.interfacelift.com tıklayarak adrese gidebilirsiniz. Bu sitede widescreen yani geniş ekran wallpaper’lar ve çeşitli manzara resimleri bulabilirsiniz. Sitede çok kaliteli binlerce fotoğraf bulunuyor ve bu fotoğrafları bilgisayarınıza indirebilir, ekran koruyucu olarak kullanabilir ve çeşitli tasarımlarınızda kullanabilirsiniz.

Sitede icon’lar, temalar ve çeşitli şekilde tasarlanmış buttonlar bulabilirsiniz. Bu siteyi de kısaca tanıtma yoluna gittim; çünkü yukardaki linke tıklayarak kendiniz gezinebilir ve yeni özelliklerini kendiniz keşfedebilirsiniz. Benim bu yazıda amaçladığım şey size sadece siteyi tanıtmak ve siteden  haberdar olmanızı sağlamaktır. Bir başka yazıda görüşmek dileğiyle.

Written by msonerg

Ağustos 19, 2008 at 7:50 pm

Internet, Sosyal Ağlar, Teknoloji kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , , ,

Webshots.com : İnternetin Sırları Serisi

yorum ekle »

Merhaba bu yazımda size internetin hazineleri olan bazı sitelerden bahsedeceğim ve bu yazımın başlığını da İnternetin Sırları Serisi koymayı bundan dolayı tercih ettim. Neden böyle bir başlık tercih ettiğimi düşünebilirsiniz; ama nedenini okuyunca, bu başlığa değdiğini öğreneceksiniz.

2000′li yıllar web siteleri için bir devrim oldu. İnternetin gücünün farkına varan bazı zeki girişimciler, programlı ve databaseli siteler kurdular ve internet dünyasına açıldılar. Bu siteler ilk başlarda fotoğraf ve duvar kağıtları yayınlama başladılar. Peki neden duvar kağıdı bu kadar popülerdi derseniz, şöyle bir yanıt verirsem sizi çok tatmin eder diye düşünüyorum: Windows 95 işletim sistemi tam anlamıyla bir devrimdi. İnsanlar renkli pencerelerle tanıştı ve o büyülü mavi ekranın arkasına yavaş yavaş resimler koyulmaya başlandı. Daha sonra windows 98 ile bu devrim daha ileri bir noktaya taşındı ve resmen bir multimedia canavarı gibi ortalıkta belirdi.

Tabiki Vista ile 98′i karşılaştırırsak komik bir durum ortaya çıkar. Ama o zamanlar için gerçekten de harika bir devrimdi. Bu renkli ve multimedia işletim sisteminin ortaya çıkmasıyla, resimler ve masaüstü arka planları çok öncelik kazandı ve bu tip siteler bir anda çoğaldı. Tabiki Webshots da kalitesiyle bu siteler arasında parladı ve bir numara oldu. Webshots’un üstünlüğü ücretsiz olduğu dönemlerde tartışılmazdı; fakat webshots ücretli hale gelince, kullanıcılar alternatif yollar aradılar ve bu da diğer siteleri ortaya çıkardı.

Aslında Webshots çok büyük bir hata yapmştı ve tek olma avantajını dezavantaja çevirdi. Paralı olunca insanlar başka alternatiflere yöneldi ve Webshots çok büyük bir yara aldı. Bunu kendileri de hesaplayamamıştı. Bu hamleden sonra Webshots kendini toparlamaya ve eski kullanıcılarını geri çekmeye çalıştı ve bunun için projeler üretmeye başladı. Bu proje ise, kullanıcıların çektikleri fotoğrafları, Webshots’a yüklemek ve diğer üyelerle bunları paylaşmaktı.

Bu proje çok başarılı oldu ve Webshots yeniden popüler olmaya başladı; fakat Web 2.0 fırtınasına yakalandı Webshots bu seferde:) Bu fırtınadan yine büyük yaralar aldı; çünkü karşısına Flickr diye tam bir bomba site çıktı ve ortalığı kasıp kavurdu:) Bu fırtınadan Webshots nasıl yara aldı hala belli değil; fakat internette bir öncü oldu ve şimdiki sitelerin fikir babası oldu.

Web 2.0 fırtınasından aldığı darbe ile Webshots, kendisi de Web 2.0′a dönüştü ve alernatiflerini her yönden geçmek için hamleler yaptı. Şu anda kendini toparlamış durumda ve sitenin kendi verdiği istatistiklerden bu durumu görebiliyorsunuz. Bu istatistiklere bu linke tıklayarak ulaşabilirsiniz. Bu makalede size Webshots’u anlatmak ve tanıtmak istedim. Bir başka makalede görüşmek dileğiyle:)

Written by msonerg

Ağustos 18, 2008 at 7:22 pm

Internet kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , , , ,

Afiş tasarımı nasıl yapılır ve renk, font ve görsel seçimi

yorum ekle »

thx2Merhabalar bu makalede etkili ve göze hitap eden afiş tasarımı nasıl yapılır örneklerle size anlatacağım ve dünya çapında üne kavuşmuş sinema afişlerinden örnekler vereceğim. Fazla uzatmadan haydi başlayalım o zaman:)

Bu makalede konuya teknik anlamda girmeyeceğim, daha çok bilgilendirme amaçlı ve tasarıma ilgili olan arkadaşları yönlendirmek ve bilgilendirmek amaçlı bir yazı olacak. Öncelikle şunu açık yüreklilikle belirtmeliyim ki; tasarım yapmak için çok fazla bilgiye ya da teknik bilgiye sahip olmanı gerekmiyor. Çok basit düşünerek; çok etkili tasarımlar yapabilirsiniz. Günümüzdeki tasarımlar çok sadece ve etkileyici oluyor. Çok ünlü tasarımcılar bile artık sadelik ve anlaşılırlık üzerine tasarımlarını yapıyorlar. Bu yüzden kendinizi fazla kasmadan, enerjinizi doğru alana yönlendirerek, çok etkili tasarım yapabileceğinize inanmalısınız.

Peki hiç tasarım bilmiyorsunuz ve tasarıma meraklısınız ne yapmanız gerekir? Sanırım zor bir soru 20oldu:) Tamam tamam telaşlanmayın ben size tüyo vereceğim. Pazarlamada ve İletişimde gerilla taktikleri vardır. Yani müşteriye ürünü satmak için pazarlamacı ya da firma elinden gelen her yöntemi kullanır ve başarılı olur. Peki pazarlamada ve iletişimde gerilla taktikleri oluyor da tasarımda neden olmasın:) Evet tasarıma başlamadan belirli bir plan doğrultusunda hareket etmelisiniz ve belirli hedefleriniz olması gerekmektedir. Şimdi bunlar nelerdir öğrenelim:

1. Araştırma Süreci : Ana konumuz Afiş tasarımı; fakat neticede tasarım yapacaksınız ve hangi tasarımı yaparsanız yapın, ilk başta araştırmanız gerekmektedir. Kafanıza göre tasarım yapmaya kalkarsanız başarı şansınız sıfırdır. O yüzden tasarıma başlamadan önce iyi bir araştırma süreci geçirmeniz gerekmektedir. Örneğin afiş tasarımı yapacaksanız, o zaman sinema sitelerine girip afişler nasıl tasarlanmış, renkler nasıl kullanılmış, hangi fontlar kullanılmış, efektler nasıl kullanılmış bunlar iyi analiz etmeniz gerekmektedir. Bu araştırma sürecini tamamladıktan sonra kafanızda ne yapmanız gerektiğini canlandırma yeteneğine kavuşacaksınız.

2. Teknik Bilgi : Tasarım yapmak için bazı tasarım programlarını iyi kullanmak zorundasınız ve bu programları hiç bilmiyorsanız ben size birkaç örnek vermek istiyorum: Adobe Photoshop Cs4, Illustrator Cs4, Fireworks Cs4 gibi tasarım programları işinizi mükemmel şekilde görür:) Programları edindikten sonra, internetten kaynaklardan ve e-booklardan yararlanarak bu programları iyi bir şekilde kullanabilirsiniz. Programları öğrendikten sonra 2. aşama ise tekniklerinizi geliştirmek, bunun için de www.pixel2life.com gibi siteleri ziyaret ederek teknik bilgilerinizi,ordaki örneklere resimli bakarak geliştirebilirsiniz.

vacancy3. Uygulama Süreci : Tasarımları incelediniz ve teknik bilginiz de yeterince var, şimdi tasarıma geçmek istiyorsunuz ve nereden başlayacağınızı bilmiyorsunuz, işte gerçek tasarım problemi:)) ama neyse ki hayatımızda renkler var. Şimdi başlamanız gereken tek nokta var:) o da renk seçimi. Yani yapacağınız tasarım için zemin rengi ve görsel malzeme renkleri ve font renklerini belirlemeniz gerekmektedir. Örneğin beyaz zeminli bir tasarıma siyah illustrasyon ya da daha koyu giri bir görsel tasarım kullanabilirsiniz. Font seçerken de açık mavi ya da kırmızı tonlarda font kullanabilirsiniz ki bu renkler birbirleriyle çok uyumludur.

Örnek bir afiş tasarımı : Örnek olarak bir savaş filmi afişi tasarlayacağız ve kafamızda canlandıralım. Savaş filmi olduğuna göre hemen renkleri düşünelim, tabiki bir çoğunuz askeri renklerin tümünü kafanızda canlandırdı:) işte olay bu, tasarımı öğrendiniz, daha sonra görsel malzeme seçimi ve aklımıza hemen savaş araçları geliyor değil mi: Uçak, tank, tüfek, top vs:) Ve insan yüzleri, asker giyimli insanlar gibi, peki bütün bunları afişimize nasıl yerleştireceğiz?
Öncelikle filmimizin ismi Er Rayn’ı Kurtarmak olsun:) bu filmin afişini solda görmektesiniz, inanın bundan çok daha güzel tasarımlar yapabilirsiniz ki Hollywood böyle bir tasarım yapıyorsa bence kendinize güvenin:))

Yukardaki tasarımda oyuncuların asker giyimli resimleri koyulmuş ve background üzerine eritmesaving_private_ryan_ver2 tekniği uygulanmış ve şafak arka zemin yani biz buna background diyoruz:) ve alt kısım siyah belirlenerek filmin ismi yazılmış ve diğer detaylar. Alın size afiş tasarımı bu kadar basit:) aslında olay burda bitiyor. Sade, anlaşılır ve çok etkili olması. Biz Er Rayn’ı Kurtarmak değilde, Savaşan Kartallar diye bir film afişi yapalım: işin içinde kartal olduğuna göre background’u koyu mavi seçelim ve işin içinde plotlar olduğu için, kask takmış ve kokpitte oturan bir savaş plotunun kafası büyük bir şekilde afişin ortasına yerleştirelim. Kaskının üzerine kartal resmi eritelim ve afişin üst kısmının orta bölümüne filmin ismini yazalım ve alt kısma herhangi bir renke: siyah, gri, beyaz yarım zemin atıp yazı karakterleriyle oyuncuları ve diğer detayları yazabiliriz.

Yukardaki anlatım biraz kabaca oldu ama eğer araştırma yeteneğine sahipseniz ve tasarım programlarını da biliyorsanız size hiçbir hoca bir şey öğretemez. Tasarım göreceli bir kavramdır, Dünya’da çok basit tasarımlar çok etkili olabiliyor ve en iyi üniversite hocalarından çok daha güzel tasarımlar yapacak bir sürü çaylak var:))) O yüzden araştırmak ve ona göre bir stil belirleyip tasarıma başlamak, işte olay bu:) Özetlemek gerekirse, kendinize güvenin ve araştırın ve daha sonra kendi hayal gücünüzle tasarımları şekillendirin. Araştırma yaparken örneklerden etkilenin; fakat bu sizin yaratıcılığınızın önüne geçmesin. Kendinize göre bir stil belirleyin ve kendi hayallerinizi tasarıma yansıtın. Eğer böyle bir yol izlerseniz çok iyi bir tasarımcı olabilirsiniz. Aşağıdaki linklere tıklayarak çeşitli afiş ve diğer tasarımları inceleyebilirsiniz, kolay gelsin :)

http://www.smashingmagazine.com/2008/02/25/breathtaking-typographic-posters/
http://www.smashingmagazine.com/2008/11/19/40-exquisite-independent-film-posters/
http://www.smashingmagazine.com/2008/10/12/50-beautiful-movie-posters/
http://www.smashingmagazine.com/2008/10/14/30-beautiful-vintageretro-photoshop-tutorials/
http://www.smashingmagazine.com/2008/10/28/40-beautiful-grunge-photoshop-tutorials/
http://www.smashingmagazine.com/2008/05/12/sexy-bold-and-experimental-typography/
http://www.smashingmagazine.com/2008/09/28/60-inspiring-concert-posters-from-10-amazing-artists/
http://www.smashingmagazine.com/2008/04/21/celebration-of-vintage-and-retro-design/
http://www.smashingmagazine.com/category/monday-inspiration/page/2/
http://www.smashingmagazine.com/2008/06/16/beautiful-brochures-and-booklets/

Written by msonerg

Ağustos 17, 2008 at 8:18 pm

İyi bir tasarım için tüyolar…

yorum ekle »

Yazı Hazırlanıyor…

Written by msonerg

Ağustos 16, 2008 at 8:00 pm

Internet, Teknoloji, Web Tasarım kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , , , ,

Hosting ve Domain nedir…

yorum ekle »

Merhaba bu yazımızda, internetle haşır neşir olmuş herkesin bilmesi gereken: hosting ve domain kavramlarından bahsedeceğim. Söze daha fazla uzatmadan yazımıza başlayalım.

İlk önce hosting nedir onu açıklayalım: Hosting’in türkçe anlamı sunucu demektir. Yani web sitesi barındırmak isteyenlerin ihtiyaç duyduğu şeydir. Örnek vermek gerekirse, bir web sitesi sahibi olmak istiyorsunuz ve tasarım yapmaya başladınız. Sitenize tasarladınız ve site bittiğinde bunu internette yayınlamak istiyorsunuz, peki nasıl yapacaksınız bu işi: tabiki çok basit, hemen bir hosting firmasından, belirli özelliklere sahip hosting satın alacaksınız.

Tabiki hangi programda sitenizi tasarladıysanız ona göre bir hosting tercih etmeniz sizin için daha anlamlı olacaktır. Örnek olarak sitenizi Asp.net ile tasarladıysanız, Microsoft altyapısı olan ISS destekli ve Sql server özelliği olan bir hosting almanız gerekmektedir. Eğer sitenizi Php ile tasarladıysanız, Apache ve Mysql destekli bir hosting almanız sizin için daha mantıklı olacaktır.

Hostinginizi aldınız ve artık bir hosting sahibisiniz ve sitenizi de ftp programı aracılığıyla hostinge yüklediniz. Peki artık siteniz çalışacak mı, tabiki hayır; çünkü sitenize kullanıcıların ulaşması için bir domain ismine ihtiyacınız var. Yani www.google.com gibi bir domain isminiz olmalıdır; çünkü kullanıcılar bunu yazdığı zaman direk sitenize gidecektir. Şimdi bir domain ismi almanız gerekmektedir. Domain ismini çeşitli firmalar sağlamaktadır. Örnek olarak Yahoo small business sayfasına girerek istediğiniz ismi önce sorgulayabilir ve eğer kimse almadıysa alabilirsiniz.

Örnek olarak www.google.com yazarsanız bu ismin alınmış ve kullanımda olduğunu görürsünüz:))) ve bu domain ismi de çok pahalı bir isimdir. Domaininiz buldunuz ve satın almak istiyorsunuz ve bu hizmeti yahoo gibi bir firmadan yapıyorsunuz. Tabiki önce üye olmak zorudasınız ve daha sonra da yaklaşık 9 dolar gibi bir ücret ödedikten sonra domain isminizi tescil ettirebilirsiniz.

Hostinginizi aldınız ve domain isminizi de aldınız, peki kullanıcılar sitenizi ziyaret etmek istedikleri zaman ne olacak. Diyelim ki sitenizin ismi www.lost.com ve kullanıcılar bu adresi browser’a girdiklerinde, karşılarına boş bir sayfa çıkacaktır. Neden boş bir sayfa ile karşılaştık; çünkü domain isminizi hostinginize tanıtmadınız. Peki bu işlem nasıl olacak : şöyle olacak, hosting sağlayıcınızın size verdiği DNS ismini domainize tanıtmanız gerekmektedir.

DNS nin açılımı : Domain Name System’dir, yani alan adı sistemidir. Dns sayesinde domaininizi sitenize bağlarsınız. Hosting hizmet sağlayıcınızın size verdiği ip ve dns adreslerini, domain sağlayıcınızın ayarlar bölümünden girerek, domain’inizi sitenize yönlendirebilirsiniz. Ayrıca, istediğiniz domaini aynı ayarları yaparak sitenize yönlendirebilirsiniz.

Kısaca anlatmak gerekirse sistem bu şekilde çalışmaktadır ve eğer daha ayrıntılı teknik bilgi almak isterseniz google’da arama yaparak istediğiniz bilgilere ulaşabilirsiniz.

Written by msonerg

Ağustos 15, 2008 at 7:57 pm

Internet, Teknoloji, Web Tasarım kategorisinde yayınlandı

Tagged with , , ,